News

IALD Enlighten Europe 2016 Prague

Aysu Zerenoğlu’nun “IALD Enlighten Europe 2016” izlenimleri IALD Enlighten Europe (International Association Of Lighting Designers) dünyanın dört bir yanından gelen aydınlatma tasarımcılarını bu sene Kasım ayında Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag şehrinde ağırladı. 1,5 senedir içinde bulunduğum aydınlatma tasarımı sektöründe, junior aydınlatma tasarımcısı olarak  farklı ülkelerden gelen aydınlatma tasarımcılarını bir arada görmek ve tasarımcıların tecrübelerini dinleme fırsatı yakalamak  tahmin edersiniz ki benim için yepyeni bir deneyimdi. Türkiye’de başta olmak üzere tüm dünyada hızla gelişen bu sektörün; aslında bütün aydınlatma tasarımcılarının-üreticilerin kendi durduları yeri, yaptıkları işlerin gücünü anlamak ve diğer ülkeler ile karşılaştırmak için ideal bir ortam olduğunu düşünüyorum. Üç gün boyunca, tüm gün süren konferanslarda, bir kısmı üniversitelerden değerli araştırmacıların tezlerinden, deneyimli tasarımcıların yaptıkları işlerlerin derlemelerinden ve teorik bilgilerin aktarıldığı sunumlardan oluşmaktaydı. Konuşmaların ve sunumlardan, katılabildiğim kadarı ile, anladığım ise tüm dünyada aslında aydınlatma tasarımcıları olarak aynı dili konuştuğumuz. Aslında aynı dili konuştuğumuz ve benzer sorunlar yaşadığımızı da… Örneğin John Martin’in sunumunda değindiği, tartıştığı üretici-tasarımcı ilişkileri aslında tüm sektördeki tasarımcıların aşina olduğu konulardı. Spesifikasyon oluşturmada, kural ve kriterleri belirlemede, dertlerini tüm taraflara anlatmakta ne kadar zorlandıklarını gördüm. Katılımcılar her tip projede; mesela bir hastane ya da mağaza aydınlatması için ortak bir spesifikasyon oluşturmanın dezavantajlı olduğunu, tasarım prensipleri gereği farklı kriterlere ihtiyaç duyduklarını dile getirdiler. Türkiye’de de durum farklı değil. Bir hastane ya da mağaza aydınlatması için oluşturulan farklı spesifikasyonlara ürünlerin teknik özelliklerini ve uygunluğunu denetlemek zaten ayrı zorlu bir durum. Ancak maalesef bırakın spesifikasyonlara uygunluğunu, üreticinin size sundukları ile yetinmek zorunda kalmak da tasarım ve proje süreçlerinde yaşanan sıkıntılara dahil oluyor. Sunum, bir yandan her gün gelişen teknoloji ile kendine kocaman bir yer açan bu sektörün; diğer yandan üstesinden gelmesi gereken ne kadar çok konu olduğunu da tekrar hatırlattı bizlere. Konferansın  ilk gününde Craig Bernecker sunumu yer aldı. Aydınlatma tasarımcılarının profesyonel yaşamlarında önemli yerleri olan ölçüm cihazlarının çeşit ve tiplerinden, cep telefonlarımıza kadar elimizin altında olan ölçüm programlarının avantaj ve dezavantajlarına dair görüşlerini paylaştı. Aktardığı her cihazdan birer örnek getirerek, bizlerin incelemesi ve ciharları deneyerek daha iyi fikir sahibi olmamızı sağladı.  Sunum sürecinde teknik bilgilere dair önemli konulardan da bahseden Craig, sunum sırasında bizlere konferansın gerçekleştirildiği odanın plan çizimlerini ve gerekli bilgileri aktardıktan sonra, gruplar halinde çalışarak, günümüzde bilgisayar ortamında gerçekleştirdiğimiz ölçümlerini, eski yöntemlere dayanarak fotometreler yardımı ile odanın ortalama aydınlatma değerini kendimiz hesaplamamızı istedi. Sonrasında çıkan sonuçlara bakıldığında hem gruplar arasında değerlerin farklı çıktığını, hemde sadece bir oda için harcanan zamanı hepimiz deneyim etmiş olduk. Derek Porter, tüm bunların öncesinde, benim gibi tasarıma yeni başlayanlar için “Mimari Aydınlatma Tasarımına Nasıl Başlanır ve Tasarım Süreçleri Nelerdir?” konulu workshop’unda, ise spesifikasyon ve projenin hayata geçme sürecinden çok öncesine, bize başlangıç noktasında nerede durmamız gerektiğini işaret etti. Öncelikle tasarımcının, tasarlanacak o mekân için oluşturduğu konsept, fikir ve kriterlerinden, aydınlatma kurallarından, ideal lux değerlerinden, armatür yerleşim prensiplerinden çok önce başka şeylere bakması gerekiyordu. Porter, o mekânda zaman geçirecek kişileri tanımak (yaş, cinsiyet, kültürel ve dini özeliklerine ait tüm verileri edinmek), beklentilerini anlamak için, tasarımcının ne kadar iyi bir gözlemci olması gerektiğini de vurguladı. Edinilen bu verilerin aslında tasarımı şekillendirmesi gerektiğini ve tasarım sürecinde yaşanan her problemde en başa dönerek, edinilen bu bilgiler doğrultusunda yola devam edilmesi gerektiğinden bahsetti. Aslında tasarımın kime hitap edeceğinin önemini dile getiren Derek, workshop’a başlamadan önce salondaki herkesi yaşadıkları kıtalara göre gruplara ayırıp, gruplar halinde çalışmamızı istedi. Bu noktada aslında bu gruplamanın olumlu katkısı olmadığına inanıyorum. Tam tersine gözlem gücümüzün artması için tüm farklı kültürden, yaşlardan ve inançlardan gelen insanlar ile sürekli iletişim ve etkileşim içinde olmanın,  farklılıkları gözlemlemenin, tasarım sürecinde daha olumlu sonuçlar doğuracağını düşünüyorum. Belki de Türkiye’de tasarımsal sıkıntılar, normal olarak adlandırılan çoğunluktan sıyrılıp, farklı olabilen herkesi ve her şeyi kabul edemeyişimizden kaynaklanıyordur. Siz ne dersiniz? Sakchin Bessette’nin  yaptığı sanatsal işlerin derlemesinden oluşan etkileyici sunumu, aydınlatma tasarımının ne kadar sınırsız olduğunu tekrar hatırlattı bana. Işık, 21. yüzyılda karanlıktan sıyrılma ve aydınlanma ihtiyacı fikrinin çok ötesinde bir yerlerde duruyor. Bizimle paylaştığı projelerinden  “Nova Lumina, Anima Lumina ve Foresta Lumina” adını verdikleri ormanın içinde gerçekleşen ses ve ışık enstalasyonlarının yer aldığı, interaktif sergide, katılımcılar karanlık bir ormanın içinde ışık oyunları ile keşfe çıktılar. Ağaçların gövdelerinde kimi zaman beliren suratlar, gölgeleri beliren katılımcıların yanlarından geçen geyik ve kuş sürüleri, ışığın doğanın içinde oluşturduğu binbir çeşit motif yer aldı. Sergi için hazırlanan videoyu izlerken ışığın aydınlanma ihtiyacının ötesinde insanları büyüleyen ve kendisine çeken, kimi zaman ürküten etkisini insanların yüzlerinde gördük. Sunumun sonunda video bir yandan birçok beğeni toplarken diğer yandan hayvanların doğal koşullarına bu kadar müdahalenin nedenleri eleştirildi. Tasarım amaçlarının temelini, aydınlatma tasarımının nedenlerini de sorgulayan izleyiciler vardı. Aslında bizler tasarımda ön planda tutulan kriterleri düşünürken göz ardı ettiğimiz, kimi zamanda unuttuğumuz şeyleri hatırladık. Charles G. Stone’nun tasarım kaygısı ve yenilikçi yaklaşım uğruna şehirlerin ışık kirliliğine neden olan olumsuz gördüğü çılgın tasarım örneklerinden bahsederken: Kamusal alanlardaki ve cephe aydınlatmalarında gelinen son noktada ışık neden, kime, ne için? sorusu aslında  Derek’e yönlendirilen eleştiriler ile ortak bir kaygıda buluşuyor. Charles’ın çılgın cephe tasarım örneklerini ve Daniela Toledo Escarete’nin sunumunda  “giyilebilir ışık” örneklerini bir araya getirdiğimizde belki de aydınlatma tasarımının ucunu kaçırıyor olmuyor muyuz? Tabii bunun yanı sıra tüketilen enerji kaynakları gibi konular ile birleştiğinde sorgulanacak ve düşünecek konuların arttığını hepimiz fark ediyoruz. Biz tasarımcılar üretirken, bu kadar çok tüketmenin de sorgulanabilmesi, yaptığımız her işin, atılan her adımın geniş bir pencereden değerlendirilebilmesi ve elbette bir sonraki buluşmada yeni güzel gelişmeleri paylaşabilmek dileği ile… Aysu Zerenoğlu