News

Planlux PLDC Madrid’de

Elif Ayalp’in PLDC izlenimleri;  Aydınlatma sektörünün önemli buluşmalarından biri sayılan  PLDC 2011  (Professional Lighting Design Convention) bu sene 18-25 Ekim tarihleri arasında İspanya?nın Madrid şehrinde düzenlendi. Kongreye Türkiye?den katılan az sayıda aydınlatma tasarım gruplarından biri olarak 4 gün boyunca eğitici ve düşündürücü çok sayıda konuşma ve sunum izleme fırsatı bulduk. Aydınlatma sektörünün son zamanlarda kafasını kurcalayan önemli noktalardan biri özellikle dikkatimizi çekti: sanat mekanlarında aydınlatma. Kültürel açıdan köklü bir geçmişe sahip Avrupa, sergilerinde ve müzelerinde aydınlatmanın önemini kavramış durumda. Eserlerin, doğal aydınlatmanın değişken etkileri altındaki veya bir iç mekana taşındıkları zamanki -ziyaretçi tarafından- algılanışları; ışığın konumu, çeşidi ve miktarına göre bir hayli değişiklik gösterebilmektedir. Bu konuda yapılan birçok araştırma teknik açıdan ölçülebilir belli ortak kriterlerde buluşabilse de sanat çok yönlü ve öznel bir kavram olduğundan eserleri gözlemleyen ziyaretçilerin kriterleri bazen beklediğimizden daha değişik olabiliyor. Sadece eser sergilerinde değil, farklı alanlardaki birçok projede aydınlatma kalitesinin ölçümü sadece teknik verilerle yapılamıyor. Bütün projelerde ortak nokta, çoğu aydınlatma tasarımcısının hemfikir olduğu gibi ?insan?ı esas almak. Hassas objelerle dolu bir mekanda ?görme duyusunun? ziyaretçilerin en önemli algısını oluşturduğunu göz önüne alırsak insan gözü için aydınlık seviyesinin önemini anlayabiliriz. Bu seviye eserin bütün detayları ile görünmesini sağlamalı; ancak onun yapısına da zarar vermemelidir. Birçok organik malzemenin uzun süre morötesi,  kızılötesi ve ya görülebilir ışığa maruz kalması bunların degradasyonuna sebep olabilir. Müze ve galeri aydınlatmasında uzmanlaşmış aydınlatma tasarımcılarından Malcolm Innes?in aydınlık seviyesinin ölçülmesi konusundaki çalışmaları bu iki kriteri de dengelemeyi amaçlıyor. (Işığı bir yandan degradasyona sebep olmamak için düşük seviyelerde tutmak, diğer bir yandan da sergilenen eserin iyi ve detaylı algılanmasını sağlamak amacıyla parlaklığı arttırmak) Bu noktada teknik açıdan işin içine ışığın CRI (Color Rendering Index), CT (Color Temperature) değerleri ve mekanın lux (aydınlanma birimi) değerinin ölçülmesi giriyor; ama gerçekte bu ölçümler istenilen hissi ve aydınlık seviyesini her zaman bulamayabiliyor. Bu zorluk genelde kuratör eşliğinde, bazen her bir eser için ayrı ayrı, mock-up çalışmalarıyla aşılmaya çalışılıyor. Galeri ve müzelerde sadece direk ışığın kullanılması hassas eserlerin aydınlatılmasında özellikle kaçınılan bir durumdur. Eşit orantılı genel aydınlatma halen sanat aydınlatmasında en ekonomik ve doğru aydınlatma olarak kabul edilir. Aydınlatmanın mimari projeye en baştan itibaren entegre edilmesi ilerideki birçok zorluğu ve adaptasyon ihtiyacını azaltabilir. Özellikle doğal aydınlatmanın mimariye ustaca eklendiği Atina?daki Yeni Akropol Müzesi ve Berlin?deki Pergamon Müzesi gibi projelerde genel aydınlatmanın basit detaylarla yapay aydınlatmaya nasıl katkı sağladığını görebiliriz. Hatta bazı durumlarda yapay aydınlatma sadece destek amaçlı kullanılabilmektedir. Gün ışığının projeye dahil edilmesi bir yandan bütçe anlamında rahatlık sağlarken diğer yandan da belirli aydınlanma (lux) seviyelerine ulaşmayı da garanti eder; ancak dahil etmeden önce yapının konumuna, şekline ve istenilen efekte göre aydınlatma projesinin özel olarak çalışılması ve önceliklerin belirlenmesi esastır. Lichtvision Berlin?in aydınlatma tasarımcıları Carla Wilkins ve Meike Gössling müzelerdeki doğal aydınlatmanın mimari projeye entegrasyonunda özellikle iyi bir mimari detay çözme becerisinin, malzeme ve ışık bilgisinin önemli olduğunu ortaya koyuyorlar. Bütün ölçümlerin hesaplanması ve yansımaların belirlenmesinden sonra doğal aydınlatma projeleri de yapay aydınlatmada olduğu kadar mock-up çalışmaları gerektiriyorlar. Bu tarz çalışmalarda doğal ışığın kapalı bir mekanda sabit bir düzeyde tutulması amaçlanıyor ve gözün rahatsız olmayacağı şekilde istenilen hisse ulaşılana kadar çeşitli sistemler geliştirilebiliyor. Işığın istenilen efekti verecek şekilde tasarlanmasından sonraki önemli adım hiç şüphesiz aydınlatma ekipmanının seçilmesidir. Teknolojinin her geçen sene daha fazla olanak tanıdığı aydınlatma projeleri özellikle yeni led sistemlerinin sunduğu olanakları kullanmayı tercih ediyor. Her ne kadar led ışık kaynakları, halojen ve metal halide ışık kaynaklarına göre daha az ışık geri verimine sahip olsalar da farklı dalga boylarını sağlayabilme (renkli ışık), az ısınma, dim edilebilme ve kullanım süreleri açısından gittikçe daha çok projede tercih edilmektedirler.   Başarılı bir aydınlatma projesi aynı müze ve galerilerdeki eserler gibi bir ?hikaye?den yola çıkmayı amaçlar. Örneğin neden Da Vinci?nin Monalisa adlı tablosu birçok insanda ?güzel? bir resim olarak algılanır? Prof. Dr. Semir Zeki?ye göre bunun cevabı: empati. Birçok ünlü eser seyircisiyle hislerini paylaşabilmekte başarılı olduğu, izleyiciyi ?hikaye?sine dahil ettiği için büyük bir kitle tarafından beğeni topluyor. Aydınlatma sektörünü yakından ilgilendiren yeni bilim dallarından nöro bilim ve nöro estetik dalları insan beyninin güzellik kavramını neye göre edindiğini araştırıyor. Bu bilim dalları estetik kavramının her ne kadar insandan insana ve kültürden kültüre değişebileceği gerçeğini değiştiremese de beynin belirli bir noktasında bu kavramın var olup olmadığını araştırıyor. Araştırmalara göre insan beynindeki bazı nöronlar bir işlemi izlerken pasif olarak değil de tersine aktif olarak o işlemi yapıyor gibi görünen impulslar gönderiyorlar. Bu noktada PLDA başkanı Francesco Iannone?nin renkli led ışığını kullanarak yaptığı projelere değinebiliriz. Yine bir hikayeden yola çıkarak tasarlanan bir aydınlatma projesinde Iannone, İtalya?nın Ascona şehrinin kıyı şeridine gün ışığı hareketlerini taklit eden bir ışık sistemi ayarlamıştır. Şehre değişik açılardan ve günün değişik zamanlarında bakarak aynı bir tabloda olduğu gibi, fotoğraf karelerindeki ana ve tali renklerin kompozisyonun ortaya koymuştur. Elde edilen renk skalaları led teknolojisinin ince ayar özelliği sayesinde gece de şehrin, aynı gündüz gibi zaman içerisinde değişen bir tempoyla aydınlatılmasını sağlamıştır. Bu özellik tabi ki şehrin 24 saat içerisindeki temposunu yansıtmayı veya belirli etkinlik günlerinde o etkinliğin konusuna göre özel bir ortam yaratmayı amaçlamıştır. Aynı konsept Iannone?nin müze projelerinde tablolar üzerinde uygulanmış ve her tablonun ?hikaye?sine göre tablodaki belirli renkler ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Geleceğin bu arka planda gözüken ama aslında mekanları yeniden yaratan aydınlatma tasarımcılarının, aydınlatmayı sadece teknik bir detay olarak değil aynı zamanda bir ?sanat? olarak da görmesi gerekir.  Hitap edilen hep insan olduğu için, onun değerleri ve davranışları hep göz önünde bulundurulmalı, insanın etkileşime girdiği her bağlantı araştırılmalı ve denenmelidir.  Bu sayede Işık?ı sadece bir araç değil, amaç olarak da görmeye başlayabiliriz. Elif Ayalp,2011